Kadınlarımıza idol olan cesur ve başarılı iş kadını Zuhal Mansfield

Zuhal Mansfield

Zuhal Mansfield



06 Mayıs 2012, 17:56

 Merhaba Değerli Okurlarım, Bugün Türkiye yi yurt dışında temsil eden; akıllı, cesur, yürekli ve çok güzel bir kadınla röportaj yapacağım… Aslında onu bütün Türkiye ve Dünya tanıyor; genç kızlarımıza, kadınlarımıza örnek oluyor. Zuhal Mansfield hanımefendi ile sohbet ederek çok güzel bir zaman geçirdik.Siz, değerli okuyucularım için güzel bir röportaj gerçekleştirdik. Çok candan, rahat, içten, samimi, dobra, başarılı, özgüvenli, dürüst, cesur, girişimci ve öncelikle bir anne Zuhal Mansfield. Onu dinlerken sanki bir film izler gibi gözünüzün önünden geçiyor hayatı… Ben rthaber kendisiyle bir kadın ve arkadaşım olarak çok gurur duydum… Başarılı kadın sayımızın, önce Türkiye Büyük Millet Meclisinde artmasını sonra önemli karar mekanizmalarının alındığı üst noktalarda kamu ve kurumsal iş yerlerinde yönetici konumunda olan kadınlarımızın artmasını çok istiyorum… CESARET DEMEK = ZUHAL MANSFİELD DEMEK…İskenderun’da dogdu, bir tesadüf sonucu 30 yıl evvel yurt dısına çalısmak üzere çıktı, bu uzun yolculugun bir baslangıcıydı, önce Avrupa’ nın kuzeyinde Isveç_Stockholm’de, ardından Afrika’ nin güneyinde Botswana’ya gitti. Telekomünikasyondan , madenlere kadar farklı islerde çalıstıktan sonra oradan okyanusu geçip Avustralya’ya yerlesti ve farklı bir hayata basladı. Denenen isler, alınan egitimler, kurslar, seminerler, sosyal etkinlikler birbirini kovalıyor ve gelecegi sekillendiren alt yapılar olusuyordu. Bu süreçte Morabbin_Gelibolu kardes sehir çalısmalarını hayata geçirdi, ayni zamanda Yayıncılık media konusuna merak sarıp ilgili okulları bitirip SBS- 3EA radyosunda çalıstı, "Zuhal Abla" adlı Çocuk ve Kadın ve Yasam programları yaptı, daha sonra Melbourne_Corburg Belediyesinde Sosyal Görevli olarak , göçmen kadınların sosyal ve hukuksal hakları için çalısırken , ilk arastırma kitabını yayınladı. Bu süreçte bir Hong Kong fırsatı dogdu. Hong Kong Zuhal Mansfield’i fazlaca etkileyince, satın alma gücü yüksek, cıvıl cıvıl kalabalık sehir, is hayati yogun ve verimkar olunca da bu sehre yerlesmeye karar verdi. Hong Kong Turk ve Kultur Formunun kurucu uyesidir. Önceleri farklı dallarda yaptıgı ticareti, daha sonra yatırım ve üretime çeviren Zuhal Mansfield artık bir madenci ve bir sanayici oldu. 2002 Yılında Yurda geri döndü, DEİK Avrasya Yönetim Kurulunda Görev alıp Belarus İş Konseyi Başkanlığı yaptı, dönemin en aktf başkanlarından olan Mansfield ardından Afrika Yönetim Kuruluna geçti. Afrika İş Konseyseyleri Başkan Yardımcılığı ve Mısır İş Konseyi Başkanı oldu. Bu arada TRT GAP 'da Başarının Formülü, Dış Pazarlar, Memleket Meselesi programlarının sunuculuğunu yapan Zuhal Mansfield, KAGİDER Kadın Girişimciler Derneği Kurucularından ve TOBB Kadın Girişimciler Kurul Başkanlığını yapıyor. Türkiye'de bir ilki hayata geçiriyor, Türk Kadın Girişimcileriyle Ülke Ülke gezen Mansfield Türk Kadını Profilini Dünyayla tanıştırıyor. Türkiye’nin çesitli yerlerinde mermer_maden ocagı isleten Zuhal Mansfield. 19 yıldır ürettigi maden ürünlerini 8 ülkeye ihracat yapıyor. SORU: NE BÜYÜK CESARETTİR Kİ 25-30 YIL ÖNCE YURT DIŞINA ÇIKIP BİR GİRİŞİMCİLİK ÖRNEĞİ SERGİLEYİP BU GÜNLERİN TEMELİNİ ATMAK.O ZAMANLAR BU GÜNLERİ HAYAL ETMİŞMİYDİNİZ? CEVAP: Hayal ettim dersem olmaz zira çok küçüktüm , çok tecrübesiz , sanırım hayatımın hiç bir evresinde hedef koymadım , küçükken de hedeflerim yoktu benim. Bizim zamanımızda çocuklara soru sorarlardı ; büyüdüğünde ne olacaksın? Ya Doktor derdin yada Öğretmen aslında bu onların duymak istediği cevaplardı bildiğinden söylediğimiz bir şey değil. Tek hedefim okuyabilmekti. Babam okutmaya çok taraftar değildi. Okursa okur, okumasada çok önemli değildi yani. Erkek kardeşlerimin okula gitmesi çok daha önemliydi zira erkek, eve ekmek getirecek kişi misyonuna sahipdi , kadında bu misyona sahip adama hizmet etmekle görevli kişiydi. İki erkek kardeşlerim de kollejlere gittiler bense mahalle mekteplerine gittim hemde eve en yakın olanlarına. Biri iki üniversite okudu diğeri master yaptı. Geçim sorumluluğu erkeğin sorumluluğunda olduğuna inanır babam. Bugün bile neden kozmetik satmadığıma veya öğretmen olmadığıma hayıflanır. Söyle bakalım çocuğum büyüyünce sen ne olacaksın diye sorduklarındaysa cevabım belliydi. Evliya Çelebi olacaktım. Herkes gülerdi bu sözüme. O zamanlar girişimcilik diye bir şey yok son 10 yılın kelimesi bu , iş adamları gezermiydi onu da bilmiyordum. En çok gezen Evliya Çelebiymiş bende ondan olacaktım işte. Bir başka büyük merakım yıldızları seyretmekti. Başka yerlerden yıldızlar nasıl görünür acaba diye merak ederdim. Herkes tabiki aynı derdi farklı olur mu hiç , inanmazdım , haklıymısım :) Başka yerlerden yıldızlar da Ay'da başka görünüyor ahh bir de başka gezegenlerde yaşam olduğuna inanırdım bugün bile bu inancımdan vazgeçmiş değilim, küçük yaşda bu merakımın üzerine gitseydim şimdi ya iyi bir falcı veya iyi bir astrolojist yada astronomist olabilirdim kimbilir.? Bunları o kadar geç yaşlarda, o kadar çok geç farkettim ki. Mesela ben operayı severmişim dediğimde 30 yaşıma gelmişim, düşünebiliyormusunuz...Kendimi keşfetmem yurt dışına çıkmamla başladı. Daha sonra hedeflerimin olması gerektiğini düşündüm. Hedef doğrultusunda çalışmam gerekiyordu. Bir yol haritası çıkardım hani şu meşhur SWOT analizi dediklerinden. Zayıf noktalarım belliydi ve bir çok eksiklerim vardı. O zaman ki eğitim sistemi de farklıydı, ülkenin durumu da mesela; daha önce bilgisayara hiç dokunmamıştım , ingilizcem yoktu, gerçi yabancı dilim vardı ama Almancaydı ve yetmiyordu. Kendi işimi kuracaktım ve bunun için ne tür eksiklerim varsa tamamlamalıydım . Liste çok uzundu ve tam 6 yılımı aldı. İş idaresi , muhasebe, zaman yönetimi, bilgisayar, işletme, hızlı okuma, yönetim, bankacılık, ticaret, kısaca herşeye sıfırdan başlamak zorundaydım ve öyle yaptım. Böyle tırnaklarınızla kazıyarak başlamak zor bir dönemdi benim için. Ayrıca gittiğim ülkeler Türklerin yoğun olduğu yerler değildi. Şimdi dünyanın neresine giderseniz gidin, bir grubun içine girebiliyorsunuz ve size sahipleniyorlar. O zaman ben İsveçe GİTTİĞİMDE BÜYÜK BİR TÜRK TOPLULUĞU YOKTU 15 tane Türk ailesi falan vardı. Onlarda bir çok yerlerinde dağınık oturuyorlardı. Buna rağmen bir tanesini buldum hala dostluğumuz devam ediyor. Oradan bir tesadüf sonucu Afrika'ya gittim oradaysa hiç Türk yoktu 2,5 senede orada yaşadım. hazır Afrika'daydım bir Afrika turu yapayım dedim. 3 aylık Afrika turum sırasında da çektiğim eziyeti bir ALLAH BİLİR. O ZAMANLAR PASAPORTUMUZ KOCAMANDI, DEFTER gibi. Her gittiğimiz yerden Türkiye ye telex çekilirdi.turla gittiysem eğer bütün grup beni beklerdi teleksin cevabı gelsin diye. Buna rağmen Afrika da 26 ülke dolaştım. Büyük bir merak, maceracı bir kadın yaşıyordu içimde. KORKMAMAK, DİRETMEK, İNANMAK, VAZGEÇMEMEK ÇOK ÖNEMLİ… SORU: CESUR OLMAK LAZIM SANIRIM...? CEVAP: Cesaret mi bilmem korkmayı bilmediğim için cesaretin ne olduğunu bilmem ben. Küçükken bir ölümden korkardım, 9 yaşında ölümden de korkmamayı öğrendim...Bugün dahil çok şükür korktuğum hiçbir şey yok...HAYAT PLANLAMADIKLARINIZDIR diyorlar. Gerçekten öyle, ben bu yaşıma kadar planlamadıklarımı yaşadım, size yazılmış bir kader var, bir harmoni var, san ki birisi sizin için tasarlamış, bir şeyler hazırlamış siz onu yaşıyorsunuz. Benim çok sevdiğim bir cümle vardır, neden bu dünyadayız diye? Bu sorunun cevabını şöyle söylüyorum. ''Bilen ruhun bilmeyen bedende ki deneyimleri için biz bu dünyadayız'' diye bir cümle okumuştum’’ hah dedim işte bu olmalı, o halde deneyimlemeliyim. Ruh biliyor, hani biz ona dejavu diyoruz, ben bunu daha evvel yaşamıştım, ben burada bulunmuştum, duygusu.Ben de bu dejavu çok sık olur hatta bazen, korkarım kendimden. Daha sonra Avustralya ya geçtim.8,5 yıl yaşadım. Zaten bütün eğitimlerimi aşağı, yukarı orada tamamladım. İnanın eğitimlerin bu kadar yıl süreceği hiç aklıma gelmemişti.. Size zamanında öğretilmemiş şeyleri sonradan öğrenmeye çalışıyorsunuz. Hem zorlayıcı, hem de yorucuydu. Bir çok iş yapmaya başladım. Bunlardan bir tanesi şu. Mademki benim dilim TÜRKÇE. Hayatımı idame ettirmeliyim. O zamanlar türkçemle çok övünürdüm. 25 YIL YURT DIŞINDA kalınca insanın konuştuğu kelimeler kısıtlanıyor. Avustralya da Türk radyosunda iş buldum. 3EA radyosunda çalıstım, "Zuhal Abla" adlı Çocuk ve Kadın ve Yasam programları yaptım. Aldığım para yetmiyordu, bu maaşı arttırmanın çarelerini arıyordum. Maaşım çok azdı...Ya işsizlik parası alacaktım.(Bu bana yakışmazdı bir gün dahi işşizlik parası almadım, bununla da gurur duyarım) Kurumdan birine dertleniyordum maaşım az diye , bana yaptığım işle ilgili bir okula gidersen maaşın 2 hatta 3 misli artıyor dedi. Hemen ilgili okulu buldum ve sinema – yayıncılık enstitüsüne yazıldım. Şimdi üniversite oldu orası. Bu arada Part-time işler çıkıyordu. Melbourne_Corburg Belediyesinde Sosyal Görevli olarak çalıştım, göçmen kadınların sosyal ve hukuksal haklarından sorumluydum ve bölgem çok kalabalıktı. Hadi kadınlar için bir şey yapın dediler. Orda bir fırsat doğdu, bir kitap yayınladık.5 kadın çalışıyorduk göçmen bürosunun belediyeler içinde ki bölümlerinde görevliydik. Bir İtalyan, bir Lübnan'lı, bir Türk ben, bir Yunan'lı ve hepimizin başında birde Avustralyalı vardı. Biz de 5 kadın birleşerek araştırma kitabı yazdık. Benim fikrimdi. Çok iyi para kazanmıştık sanırım para kazanma hırsıyla o an tanıştım. Ben bu kadar para kazanabiliyorsam daha çok neden kazanamayayım dedim... Çok yorulmuştum, 8,5 yıl geçmişti. Tekstilcilik yapmıştım, radyoculuk yapmıştım, belediyelerde çalışmıştım, kendi işim altınlada ufak alışverişler yapıyordum iyi bir tatili hak ettim dedim. Kendime sözüm vardı alana gidecek ve ilk uçağa binecektim. İlk uçak Yeni Zelanda ya gidiyormuş , çaresiz atladım gittim ve alana indiğimde yağmur vardı.Bu yağmur ne zaman dinecek dedim, gülüştüler şimdi yağmur zamanı, bu yağmur önümüzde ki 2 ay falan dinmeyecek dediler . 1 hafta sonra tekrar havaalanındaydım. Sıcak bir yere gitmek istiyorum dedim PASİFİKTE POLONEZ ADALARI VAR ORALARI SICAKTIR dediler. 3 saatlik bir uçuşla Kaptan Cook Adaları diye de bilinen bu baş adaya gittim Raratonga adasına indiğimde gözlerime inanamadım. Bir yanardağ, bu yanardağın eteklerine kurulmuş bir tatil yeri. Araba olmayan bu adada küçük mobilet bisikletlerle 40 km sürat yaptığınızda 30 dakika sonra başladığınız noktaya dönüyordunuz o kadar küçük ve inanılmaz bir adadaydım. Orada 3,5 ay tatil yaptım , günün en büyük endişesi büyük balık mı yesem , küçük balık mı yesem sarı balık mı , mavi balık mı. Müthiş rthaber bir tatildi ve artık hazırdım. Tekrar Avustralya ya döndüm, tekstil firmasında çalıştım. Çalıştığım tekstil firması Çinde yaptırıyordu Neetwear dedikleri örgüleri. Bende Şanghaya kalite kontrolü yapmaya gidiyordum. Çinden, Melbourne bağlantılı uçağı kaçırdım, olsun Hongkong bağlantılı var dediler 1 gün kalıp devam edecektim. Hong Kong'a eski hava alanına şehrin göbeğine Kai Tak 'a indiğim de gözlerime inanamamıştım. Newyork bile beni böyle etkilememişti. Sokaklar neredeyse koşan insanlarla doluydu, Melbourne da yaşamım öyle yavaş kaldı ki içimden ''beni buradan kimse bir yere götüremez'' dedim. Sabah patronumu aradım Hong Kong'a yerleşeceğim dedim. Çok kısa bir süre sonra yerleşip İLK ŞİRKETİMİ KURDUM en iyi bildiğim işi altın alım satımı yapmaya başladım 6 ay sonra battım. Hayat çok hızlı akıyordu Hong Kong'a ben ayak uyduramadım diye kahroluyordum. Elimde bir bilet, çok az bir para kalmıştı. Karar vermem gerekiyordu, YA, KALACAKTIM , Melbourne GERİ DÖNECEKTİM. Çok çalışkandım, patronumun beni havada kapacağını biliyordum, her işi severek yapardım. İşveren olunca işini severek yapanın şirket için ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha anladım. Sabah patronumu aradım işin hazır, ne zaman gelirsen başlarsın dedi. Rahatlamıştım akşam toparlanırken, nerede yanlış yaptığımı düşünüyordum. Aslında herşeyi doğru yapmıştım ama bir terslik vardı . O an farkettim ki cebimde ki DÖNÜŞ BİLETİM ANA SORUNUMdu . O bilet orada olduğu sürece aman olmazsa geri giderim düşüncesi içindeydim , işte o yüzden olmuyordu. Dönüş biletimi minik bir törenle yırttım. Artık alternatifim yoktu ya başaracaktım, ya başaracaktım. Ertesi gün çok daha büyük risk ve hırsla işlerime sarıldım. Kaybedecek hiçbir şeyim yoktu çünkü ve sonunda oldu göl maya tuttu. Artık Hong Kong'luydum başarmıştım, yerleşmeye gelenlere yol gösteriyor, yardımcı oluyor başarmak istiyorlarsa mutlaka dönüş biletlerini yırtmalarını söylüyordum. Yıllar sonra ''ben Çine mermer satacağım'' dediğimde Zuhal çıldırmış diyorlardı. Mermer pazarını kurdum. O günlerde Türkiye Çin'e bir dolarlık dahi ihracat yapmıyordu. Bugün gelinen noktada yaklaşık 1 milyar dolardan fazla ihracat yapıyoruz. Bu pazarın kurucu annesiym. Bundan büyük bir gurur duyuyorum. Bazen düşünüyorum bu vatan bana emanetse ben üstüme düşeni yapıyorum diyorum. Çalışmaktan yılmamak lazım hepimizin dünyaya gelmiş olmamızın ciddi bir amacı olduğuna inanıyor ve hepimizin işin ucundan tutması gerektiğini düşünüyorum. Her zaman pozitif düşünürüm. Çok arkadaşım beni '' bugün canım çok sıkkın, seninle bir konuşayım da moralim düzelsin '' diye arar biliyor ve inanıyorum ki bu hayat ödünç alınmış bir teneffüs arası gibi düşünüyorum. Teneffüsü iyi değerlendirmeliyiz . Sonra 1990 lı yıllar Çin de geçti o kültürü tanıyarak, yaşayarak geçti. 2002 yılında oğlum üniversiteyi bitirdi.1996 dan beri yatırımlarımı Türkiyede yapıyordum ana oğul karar verdik ve Türkiye'ye yerleştik. 2002 yılında Türkiyeye döndüm. Şirketim hala Hong Kong'da aktif. Artık eskisi gibi de gidip gelmiyorum. Teknoloji her şeyi ayağınıza getiriyor her ne varsa Fabrika Ocak Ofis cep telefonundan izleyip, görüntülü iletişim kurabiliyorsunuz. KADINLARA HER ZAMAN DESTEK OLMAK, AKLINDA HEP ONLAR ADINA rthaber İŞ İMKANLARI YARATMAK VAR… SORU: Ülkemizde ki kadınları girişimcilik konusunda yeterli buluyormusunuz? Bulmuyorsanız nerelerde eksikleri var? Kadınları iş hayatına kazandırmak adına neler yaptınız.. Girişimci kadınlar adına yapmak istediğiniz bir proje var mı? CEVAP: Bir kere baştan şunu söylemeliyim. Ben girişimci kadınlar için yapmak gereken ne varsa yaptım ve yapmaya devam ediyorum. Çok iyi rol-model olduğumu düşünüyorum çünkü çalıştığım şekliyle yaşıyorum, yaşadığım şekliyle hissediyorum. Girişimci kadınlar derneği KAGİDER'in kurucu üyelerindenim. T.O.B. B Kadın Girişimciler Kurulunda, Bilecik KGK Başkanıyım. Asya Pasifik Ticaret Odaları Konfederasyonunda CACCI Türk Girişimcisini temsilen bulunuyorum. DEİK Afrika İş Konseyinde Başkan Yardımcısı DEİK Mısır İş konseyi Başkanıyım. Bir çok sosyal faaliyette rol alıyorum, Türkiye de okumuş kadının neden çalışmadığı bir muamma. Çünkü aynı hevesle ve niyetle okullara gidiyoruz. Aynı hevesle üniversite okuyoruz. Diplomaları alınca yollarımız ayrılıyor işte bunu bir türlü anlamıyorum. Ülkemizde kadınlar anne olunca, evde oturmayı alışkanlık haline getiriyor. Anne olmak çok güzel bir lütuf ama bu şahsımıza özel değil 7 milyarın 3,5 milyarına verilmiş bir lütuf bu. Sanki dünyada bir tek bizim ülkemizde anne olunuyor. Bu hareketsiz durum zamanla rahatlık ve sonra tembellik daha sonrada alışkanlık haline geliyor. Eşim çalışmama izin vermiyor diyen kadın sadece bahane buluyor. Zira bir erkeği evliliğe ikna etmişse, çalışmayada ikna eder diye düşünüyorum. Bence çalışmayı ne kadar isteyip istemediğini gözden geçirmelidir. SORU: Sizin, kendi iş yerinizde kadınlara ayırmış olduğunuz istihdam var mı? CEVAP: Maden ve mermer işleri her ne kadar erkek işi gibi görünsede, aslında kadın ağırlıklıdır. Genelde iş ortakları eşlerdir. Muhasebe işlerine genelde kadınlar bakar. Bizim gözümüzden hiçbir şey kaçmaz. Kısaca işin mutfağında devamlı kadın vardır. İhracatına bakarsınız, kadın vardır. Aslında belki bir tekstil kadar değil ama ona yakın kadın çalıştıran bir sektör bizim işimiz.Evet dağdaki madende kadın yok belki, ama bunun ihracatında, muhasebesinde, ortaklığında, satışında, pazarlamasında hep kadınlar vardır. Bunu niye göz ardı ederiz kabullenmeyiz onu anlamam bizim de uzun zamandır fabrikalarımızda da kadınlar var ve birlikte çalışmaktan çok memnunuz, zira SELEKSİYON işini hiç kimse kadınlar kadar güzel yapamazlar. Erkek için pembe ile bej arasında ton farkı vardır. Kadın pembe ile bej arasında on dört seleksiyon çıkarabilir. Buda bizim gerçeğimiz o yüzden, biz de kadın çalışır. Benim şirketimde orantı P ye yakındır. Zaten hep söylüyoruz ya siyasette kadın kotası diye, sadece siyasette değil, ticarette, sosyal alanda kadın kotası olmalı. Kota konulduğu anda ülke adım atacaktır. Çünkü; kadına inanan toplumlar ya krize girmediler yada krizden çok çabuk çıktılar. Kadın çalışmaz diye bir şey yok. Bir çok dünya liderine bakın. Bizim başbakanımız erkek çocukları olmasına rağmen, bu kadar yoğun programına rağmen kızını hep yanında bulundurmaktadır. Duyuyoruz örneklerini, baba kalp krizi geçirdi şirket sahipsiz kaldı yada maddi sıkıntıya düşüldü diye. Böyle olmaması lazım Baba çok önemli bir figür, tab ama annede işe sahip çıkabilmeli rol model olabilmeli. Onun için başbakanımız örnek alınmalıdır. Bu örnek bir davranıştır, göz ardı edilmeyecek bir davranış. Bunlar önemli ve güzel şeyler. Bence örnek alınmalıdır. Dünya liderleri arsında çok önemli bir davranıştır bu. Bir zamanlar bunu Gandi yapıyordu. Bunların ötesinde en güzel örnek Peygamberimizdir neden onu örnek almıyorlar. Çalışan kadınla evlenmenin en güzel örneğini vermiştir. TÜRKİYE NİN DIŞ DÜNYAYA AÇILAN PENCERESİ OLAN ZUHAL MANSFİELD LARIN ÇOĞALMASI DİLEĞİYLE… BU GÜZEL SOHBET İÇİN ZUHAL MANSFİELD HANIMEFENDİYE ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM… Röportaj: Neval Üstbay


www.rthaber.com
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.