KIRILGAN KALEM


Ferhat Çağlar Meral

Ferhat Çağlar Meral

01 Haziran 2016, 20:47

 KIRILGAN KALEM
Bir sabah uyanırsın ve aynada dünyanın en mutsuz insanıyla karşılaşırsın. Böylece hikayen
kaldığı yerden devam etmiş olur. O sabah erken vakitte nereye gideceğim hakkında en ufak bir
fikrim olmamasına rağmen Üsküdar sahiline inip bir müddet vapur iskelelerine akın eden kalabalığı
seyrettim. Aklım darma dağın olmuş, boş gözlerle sağa sola bakınıp duruyordum. Adını
koyamadığım, içimi kemiren o duygu hemen gitmemi söylemesine rağmen sanki ayaklarıma söz
geçiremiyordum. Bir müddet öylece kalmak iyi de gelmişti aslında. Önümden geçen bütün mutsuz
kardeşlerime selam verip “Gelin mutsuz kardeşlerim! Birer çay içelim kardeşliğimiz pekişsin” deyip
gülüyordum içten içe. Evet öylece kalakalmak biran için iyi gelmişti. Yüzümdeki o acıyı hafifletmek
için yapmam gereken tek şeyin kalabalığa karışıp tanımadığm birileriyle gündem hakkında
ahmakça konuşmak olduğunu biliyordum. Vapurdan inip tramvayda yüksek sesle konuşan bir
gruba kulak kabartmanın da iyi geleceği aşikardı. Böyle yapmadım..
Soğuk ve yağmurlu bir güne efkarla başlamak hepimizin hakkı. İskeleden 3. vapur
kalktığında sigaram çoktan bitmişti. Artık ayaklarım da serbestti. Tam hareketlenecekken kenarda
duran işportacıya gözüm ilişti. Hemen bir el aynası alıp yüzüme baktım, göz kapaklarımın altına
çöreklenmiş bir ağıt, alnımda kırışıklardan eski bir merdiven. Ahh şakaklarımda sıkışıp kalan bir
ağrıydı senden kalan hatırladım...Aynayı bırakıp kurşundan bir kalem alıp yoluma devam ettim.
Kurşunlanacak çok tabela vardı çünkü, bir kere olsun hefesi tam 12’den vurmak istiyordum.
Kendini ispat için kavisli güzel bir orta bekleyen tüm golcüler gibi bir orta. Adımlarımı sıklaştırıp, en
bunaldığım zamanlarda herkesten ve herşeyden kaçıp sığındığım banka hızlıca yürüdüm. Dünya
üzerinde belki de en çok özlediğim, en çok sevdiğim yerdi burası. Eskimiş bank, ayyaş birkaç balıkçı,
yaşlanmış gövdesiyle sararmış bir ağaç, balıkçılara musallat olmuş hastalıklı bir kedi..Evet
yaşlanmak için bütün ömürlere sığabilecek bir sahneydi sanki. Usulca banka oturup selam verdim,
önce balıkçı aldı selamımı, sonra hastalıklı kedi, belki inanmazsınız ama önümüzden geçen eski bir
gemi. Birşeyler demem gerekiyordu ama ne demem gerektiğini bilmiyordum. Bir müddet öylece
sessizce oturdum. Kulaklığı takıp rastgele bir şarkı açtım bir yerden başlamam gerekiyordu. Sanki
kendimi pusuya düşürmüş gibiydim. Müzik başladığı anda üstüme yapraklar döküldü, biraz da
deniz. Şimdiye kadar dilimin ucuna gelen ne varsa bir çırpıda bağırayım istedim; ” Rabbim diyorum
çok acı var, ya elimden tut , ya uzanıp öp yanaklarımdan. Hangi yöne baksam bir gitmek geliyor
aklıma, hangi yöne baksam bir sızı...”
Bilbordlarda akıp giden reklamlar bütün şehrin acıklı hikayesidir, dilenciler de dahil.
İncesaz beni vurduktan tam 3 dakika 26 saniye sonra iç cebimden yeni aldığım kurşun kalemi
çıkartıp yazmaya başladım. Bu şehrin bütün kaybenlerinin hikayesi olacaktı, bu dünden bugüne
yazılmış en güzel mektup olacaktı, bu annemin dualarının altında bütün kötülüklere, kırgnlıklara,
kızgınlıklara atılmış şık bir vücut çalımı olacaktı. Ben nebzinde bütün kaybedenlere, bütün
mutsuzlara ithafen ilham kaynağı olacaktı. Çünkü ben iyi bir kaybedendim. Daha çocukken bir
yerlerde gözyaşlarımı kaybettim, oyuna almadıklarında hıçkırıklarımı kaybettim. Zaman ilerledikçe
herkes gibi çocukluğumu kaybettim. Tam orta kahvemi içmek üzere sigaramı yaktığımda seni
kaybettim. Üstüne yaşamak suçu kalan şairler hep senden bahsediyordu oysa. Evet şimdi
yazmalıydım. Saçlarımın nadir beyazlarına saklayıp seni, uzun bir yolculuğa çıkmamız
lazımdı.Ayetlerin ve hadislerin sözünden çıkmamamız lazımdı. Yolumuza çıkan şarkıları bir solukta
okumalıydık. Bilmediğimiz bir otobüse binip rastgele bir durakta inmeliydik. En sonunda kalabalığa
karışıp birbirimizi kaybetmeliydik. Aynada akseden görüntümüze bakıp birbirimize küsmeliydik..
“Vay beni leylak kokusundan çoban çevgenine, Arasta’dan ırmaklara çark ettiren
dargınlık...” Şair ölümlüdür şiir değil. Anlatacak o kadar çok şey vardı ki kime öncelik tanısam bir
yanından yaralıyordum birisini. Kendi hayatına yancı olan herkes için, bütün kardeşlerim için ve
hatta bütün mazlumlar için ancak 4 cümle yazabildim. Kalemin görevi basitti, hikaye kaldığı yerden
devam edecekti. Kalemi cebime, yazıdığım 4 cümlelik hikayeyi de öylece kadim dostum eski banka
bırakıp bir kez daha kalabalığa karıştım. “Üzgünüm ama en çok...”
Bir sabah uyanırsın ve şehre açılan bütün pencereler kapanmıştır. Televizyondaki kadın
gençliğini ve güzelliğini borçlu olduğu kremi övedursun ayna çoktan kırılmış ve paslanmıştır.
Uzaklardan gelen bir sese kulak kesilirsin; saçlarının nadir siyahlarında el sallayan bir çocuk
görürsün. 1 baston 2 yarım ayakla banka doğru ağır ağır yola koyulursun. İşportacıdan aldığın rengi
solmuş kalemi çıkartıp bütün mutsuz kardeşlerinin hikayesini yazmak istersin, kalem havada kalır
ve radyo açıktır; sıradaki eser dilkeşide makamından geliyor sayın dinleyenler; “Senin kırdığın yere
de gül diktim, hergün suluyorum biraz daha sen kokuyor. Bilirsin ben mezarları çok severim. Güller
en çok mezarlara bir de bana yakışıyor... “
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.